Hıristiyanlık, Musevilik ve İslam'ın Ortak İnanç Esasları:

Allah Her Şeyi Yaratandır

Çevremizde gördüklerimizi, vücudumuzdaki hücrelerden uçsuz bucaksız galaksilere kadar evrendeki herşeyi Allah yaratmıştır. Tüm alemleri Rabbimiz yoktan var etmiştir. Evrenin tüm detaylarındaki kusursuzluk, görkemli sanat, muhteşem düzen ve mükemmel tasarım Rabbimizin yaratışının delilleridir. Herşeyi yaratanın Yüce Allah olduğu, tüm evreni "örnek edinmeksizin", yoktan var ettiği, ona bir düzen verdiği ve herşeyi belli bir ölçüyle takdir ettiği, bazı Kuran ayetlerinde şöyle haber verilmiştir:

... O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)

... O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir. (Enam Suresi, 101-102)

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

Aynı gerçek İncil'de şöyle geçmektedir:

... Göğü, yeryüzünü, denizi ve onlarda bulunan herşeyi yaratan O'dur. (Habercilerin İşleri, Bap 14, 15)

Her varlığa yaşam veren Allah'ın önünde sana buyuruyorum. (Timoteos'a I. Mektup, Bap 6, 13)

Herşeyi yaratanın Allah olduğu ve Rabbimiz'in tüm alemleri yoktan var ettiği Tevrat'ta ise şu şekilde yer almaktadır:

O Allah ki, gökleri ve yeri, denizi ve içlerindeki herşeyi yaratan, ebediyen hakikati koruyan... (Mezmurlar, Bap 146, 6)

Başlangıçta Allah gökleri ve yeri yarattı. (Tekvin, Bap 1, 1)

 

Allah'tan Başka İlah Yoktur

Müslümanlar, Allah'tan başka İlah olmadığına iman ederler. Rabbimiz, herşeyi yoktan yaratan, en güzel bir biçimde kusursuzca var eden, pek büyük ve üstün olan, herşeyin iç yüzünden ve gizli yönlerinden haberdar olan, ezeli ve ebedi olan, doğmamış ve doğrulmamış olan, her türlü eksiklikten ve noksanlıktan münezzeh, diri, herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten, şanı büyük olan, hükmeden, keremi bol olan, esirgeyen ve bağışlayan Yüce Allah'tır. Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'a teslim olmuşlardır ve O'nu tesbih etmektedirler. Allah, Kuran'da Kendisi'nden başka İlah olmadığını şu şekilde bildirmiştir:

O, Allah'tır, Kendisi'nden başka İlah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. (Kasas Suresi, 70)

Sizin İlahınız tek bir İlahtır; O'ndan başka İlah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (Bakara Suresi 163)

Allah, gerçekten Kendisi'nden başka İlah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka İlah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O'ndan başka İlah yoktur. (Al-i İmran Suresi, 18)

Tevrat'ta da Allah'tan başka İlah olmadığı yazılıdır. Konuyla ilgili bazı Tevrat pasajları şu şekildedir:

... Her Şeye Egemen Rab diyor ki, "İlk ve son Benim, Ben'den başka Allah yoktur." (İşaya, Bap 44, 6)

Ey dünyanın dört bucağındakiler, Bana dönün, kurtulursunuz. Çünkü Allah Benim, başkası yok. (İşaya, Bap 45, 22)

İncil'de yer alan pek çok açıklamada da Allah'tan başka İlah olmadığı, Allah'ın bir ve tek olduğu ve inananların yalnızca Allah'a kulluk etmeleri gerektiği bildirilmektedir:

... "Allah'ın olan Rabbe tap, yalnız O'na kulluk et" diye yazılmıştır. (Matta, Bap 4, 10)

...Allah'ımız olan Rab tek Rab'dir. Allah'ın olan Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin... (Markos, Bap 12, 29-30)

... 'Allah tektir ve O'ndan başkası yoktur' demekle doğruyu söyledin. (Markos, Bap 12, 32)

Allah Her Şeye Güç Yetirendir

İnsan eksiklikleri ve kusurları olan, aciz bir varlıktır. Zamana ve mekana bağımlıdır ve ancak Rabbimiz'in takdiriyle varlığını devam ettirebilir. Zamanı, mekanı, insanı ve tüm alemleri ve varlıkları Allah yaratmıştır. Rabbimiz, her türlü kusur ve eksiklikten tamamıyla münezzehtir. O, Üstün ve Yüce olandır. Her olay Rabbimiz'in izniyle ve takdiriyle gerçekleşir. Allah dilemeden, yeryüzünde bir yaprak düşmez, bir dişi gebe kalmaz ve hiçbir canlı O'nun bilgisi dışında doğuramaz. Allah, gizliyi ve açıkta olan herşeyi bilen ve herşeye güç yetirendir. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek hiçbir güç yoktur, Allah dilediğini yapmaya güç yetirendir, sonsuz güç ve kudret sahibidir. Kainattaki tüm iktidar ve kudretin yegane sahibi Allah'tır. Allah'ın üstün güç sahibi olduğu, herşeyin O'nun dilemesi ile gerçekleştiği, en üstün ve en büyük olduğu bazı Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)

Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, herşeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 284)

Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz. Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarını getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez. (Mearic Suresi, 40-41)

Allah'ın herşeye güç yetiren olduğu İncil'de ise şöyle belirtilir:

Beş serçe iki meteliğe satılmıyor mu? Ama bunların bir teki bile Allah Katında unutulmuş değildir. Nitekim başınızdaki saçlar bile tek tek sayılıdır... (Luka, Bap 12, 6-7)

İsa onlara bakarak, "İnsanlar için bu imkansız, ama Allah için herşey mümkün" dedi. (Matta, Bap 19, 26)

Tevrat'ta yer alan pek çok açıklamada da Allah'ın herşeye güç yetiren olduğu açıkça bildirilmiştir:

... Allah'ın ismi ezelden ebede kadar mübarek olsun; çünkü hikmet ve güç O'nundur. Ve vakitleri ve zamanları değiştiren O'dur; krallar kaldırır ve krallar diker; hikmetlilere hikmet ve anlayışlılara bilgi verir; derin ve gizli şeyleri O açar; karanlığın içinde ne vardır bilir ve ışık O'nun yanında yer tutmuştur. (Daniel, Bap, 2, 20-22)

"Ben herşeye gücü yeten Allah'ım" dedi... (Tekvin, Bap 35, 11)

Allah Her Şeyi Bilir

Allah herşeyden haberdar olandır; herşeyi işitir, görür ve bilir. Herhangi bir olay nerede olursa olsun, ne kadar gizli olursa olsun, Allah en ince ayrıntısına kadar bilir. Kimin ne zaman nerede doğduğu ve öldüğü, yaşamı süresince neler yaptığı, hangi amaçlar uğruna çaba harcadığı, ne zaman güldüğü, ne zaman ağladığı, neler planladığı, içinden neler geçirdiği gibi tüm detaylar Rabbimiz'in bilgisi dahilindedir. Aynı anda uzayda meydana gelen her olay, dünya üzerindeki milyarlarca hayvan ve bitkinin durumları, kainatın tüm kanunları gibi saymakla bitiremeyeceğimiz her türlü bilgiye hakimdir. Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar, Allah için pek kolaydır. (Hac Suresi, 70)

Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir. (Enbiya Suresi, 110)

Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

Rabbimiz'in herşeyi yaratan ve bilen olduğu, tüm bilgilerin sahibi olduğu, O'nun ilmi dışında hiçbir varlığın hiçbir şey yapmaya güç yetiremeyeceği Kuran'da bildirilen bir gerçektir. Bizim bildiğimiz veya bilmediğimiz, açıkta veya gizli olan, çok büyük veya gözle görülmeyecek kadar küçük herşey Allah'ın kontrolünde ve bilgisindedir. İncil ve Tevrat'ta ise Allah'ın herşeyi bilen olduğu şu şekilde ifade edilmiştir:

Belli olmayacak gizli hiçbir şey yoktur, bilinmeyecek ve aydınlığa çıkmayacak saklı birşey yoktur. (Luka, Bap 8, 17)

Oturuşumu ve kalkışımı Sen bilirsin. Düşüncemi uzaktan anlarsın. Yolumu ve yattığım yeri ayırt edersin. Ve bütün yollarımı iyi bilirsin. Çünkü dilimde bir söz yokken, İşte, ya Rab, Sen onu tamamen bilirsin. (Mezmurlar, Bap 139, 2-4)

 

Allah Merhametlidir ve Bağışlayandır

Kuran'da Rabbimiz'in "merhametlilerin (en) merhametlisi" (Yusuf Suresi, 92) olduğu bildirilmiştir. Allah sonsuz merhametini ve lütfunu görünen ve görünmeyen herşeyde tecelli ettirir. İnsanın soluduğu hava, içtiği su, yediği yemek, seyretmekten hoşlandığı güzel bir manzara, şefkat duyduğu bir hayvan, güvendiği ve sevdiği dostları, ailesi, yakınları, giydiği kıyafetler, yaşadığı ev, bindiği araba Allah'ın sunduğu nimetlerden yalnızca birkaçıdır. İnsan yaşamı boyunca Allah'ın merhametini, korumasını ve şefkatini üzerinde hisseder. Rabbimiz'in verdiği sayısız nimet karşılığında insanın yapması gereken ise yalnızca O'na yönelmek ve O'nun razı olacağı bir kul olabilmek için vargücüyle gayret etmektir. Allah tevbeleri kabul eden, Kendisi'ne samimiyetle yöneleni hidayete erdiren, affı çok olandır. Dua edenin duasına icabet eden, insanı içinde bulunduğu sıkıntı ve zorluklardan kurtaran yalnızca Allah'tır.

Kuran-ı Kerim'de Rabbimiz'in bağışlayıcılığı, insanlara merhameti ve şefkati şöyle bildirilmiştir:

... Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 143)

(Ben'den onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)

Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir. (Hadid Suresi, 9)

İncil'de de Allah'ın merhametli olduğu yazılıdır. Bu gerçeği bildiren ifadelerin bazıları şu şekildedir:

Allah'ımızın sınırsız acımasıyla yücelerden üzerimize Güneş doğacak... (Luka, Bap 1, 79)

... Rabbin çok acıyan ve sevecenlikle davranan olduğunu bildiniz. (Yakup'un Mektubu, Bap 5, 11)

Allah'ın insanlara merhameti ve bağışlayıcılığı Tevrat'ta ise şu şekilde yer almaktadır:

Rab Kendisini sevenlerin hepsini korur ve bütün kötüleri helak eder. (Mezmurlar, Bap 145, 20)

Rab rahimdir ve rauftur. Çok sabırlıdır ve inayeti çoktur. (Mezmurlar, Bap 103, 8)


Yalnızca Allah'a Kulluk Etmek

De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim... " (Al-i İmran Suresi, 64)

İncil

... 'Allah'ın olan Rabbe tap, yalnız O'na kulluk et' diye yazılmıştır. (Matta, Bap 4,10)

Tevrat

Allah'ınız Rab'den korkacaksınız; O'na kulluk edecek ve O'nun adıyla ant içeceksiniz. Başka ilahların, çevrenizdeki ulusların taptığı hiçbir ilahın ardınca gitmeyeceksiniz (Tesniye, Bap 6, 13-14)

Allah'ı Bırakıp Putlar Edinmemek

(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur." (Ankebut Suresi, 25)

Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, yücedir. (Kasas Suresi, 68)

Allah'tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size icabet etsinler. (Araf Suresi, 194)

İncil

Onlar Allah ile ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan'ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Allah sonsuza dek övülmeye layıktır... (Pavlus'un Romalılara Mektubu, Bap 1, 25)

Tevrat

Siz ise Beni bıraktınız, ve başka ilahlara kulluk ettiniz... Gidin ve seçtiğiniz ilahlara feryat edin, sıkıntı vaktinizde onlar sizi kurtarsınlar. (Hakimler Bap 10, 13-14)

... "Seni Mısır'dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Allah'ın Rab Benim. Ben'den başka Allah'ın olmayacak. Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın... " (Çıkış, Bap 20, 2-5)

Allah'ı Yüceltmek

... Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır… (Yunus Suresi, 65)

Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce)dir. (Büruc Suresi, 15)

Rabbinin yüce ismini tesbih et. (A'la Suresi, 1)

İncil

Onur ve yücelik sonsuzlara dek ölümsüz, görünmez tek Allah'ın olsun... (Pavlus'un Timoteos'a I. Mektubu, 1: 17)

Tevrat

Ya Rab, büyüklük, güç, yücelik, zafer ve görkem Senin'dir. Gökte ve yerde olan herşey Senin'dir. Egemenlik Senin'dir, ya Rab! Sen herşeyden yücesin. Zenginlik ve onur Sen'den gelir. herşeye egemensin. Güç ve yetki Senin elindedir. Birini yükseltmek ve güçlendirmek Senin elindedir. Şimdi, ey Allah'ımız, Sana şükrederiz, görkemli adını överiz (I. Tarihler, Bap 29, 11-13)

Ey bütün halklar, Rabbi övün, Rabbin gücünü, yüceliğini övün. (I. Tarihler, Bap 16, 28)

Gücü Veren Allah'tır

Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (Hud Suresi, 52)

Sonra onlara karşı size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık. (İsra Suresi, 6)

İncil

... İsa, Rabbin gücü sayesinde hastaları iyileştiriyordu. (Luka, Bap 5, 17)

Tevrat

... Gücümü yükselten Rab'dir. (I. Samuel, Bap 2, 1)

Öldüren ve Dirilten Allah'tır

Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir. (Mü'min Suresi, 68)

O'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir. (Duhan Suresi, 8)

Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur. (Necm Suresi, 44)

İncil

… Ama bu, kendimize değil, ölüleri dirilten Allah'a güvenmemiz için oldu. (Korintoslulara II. Mektup, Bap 1, 9)

Tevrat

Rab öldürür de diriltir de. (Samuel, Bap 2, 6)

 

Allah Dilediğini Zengin Dilediğini Yoksul Kılar

Allah, kullarından dilediğine rızkı yayıp-genişletir, (ve) kısar da. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (Ankebut Suresi, 62)

De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)

Tevrat

O kimini yoksul, kimini zengin kılar. Kimini alçaltır, kimini yükseltir. (I. Samuel, Bap 2, 7)

Allah Sadık Olanları Korur

Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sadıkları sadakatlerinden dolayı mükafatlandıracak, münafıkları da dilerse azaplandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab Suresi, 24)

Tevrat

Rab sadık kullarının adımlarını korur... (I. Samuel. Bap 2, 9)

 

Allah Övülmeye Layık Olandır, Hamid'dir

Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac Suresi, 64)

Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. (Fatır Suresi, 15)

İncil

Övgü, yücelik ve bilgelik, şükran ve saygı, güç ve kudret sonsuzlara dek Allah'ın olsun. (Yuhanna'ya Gelen Esinleme, Bap 7, 12)

Dilimizle Rabbi överiz... (Yakub'un Mektubu, Bap 3, 9)

Tevrat

Övgüye değer Rabbe seslenir... (II.Samuel, Bap 22, 4)

Ya Rab, Sensin benim Allah'ım, Seni yüceltir, adını överim... (İşaya, Bap 25, 1)

Sana şükreder, Seni överim. Sen ki, bana bilgelik ve güç verdin... (Daniel, Bap 2, 23)

En Doğru Yol Allah'ın Yoludur

Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık. (En'am Suresi, 126)

Onlar, sözün en güzeline iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir. (Hac Suresi, 24)

İncil

Oysa eldekiyle yetinerek Allah yolunda yürümek büyük kazançtır. (Timoteosa I. Mektup, Bap 6, 6)

Tevrat

Allah'ın yolu kusursuzdur... (II.Samuel, Bap 22, 31)

Doğru Yola İleten Allah'tır

Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)

De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden değildi." (En'am Suresi, 161)

Tevrat

Sığınağım Allah'tır, yolumu doğru kılan O'dur. (II.Samuel, Bap 22, 33)

 

Allah Kendi Yoluna Uyanları Başarıya Ulaştırır

Kim Allah'ı, Resulü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)

İncil

İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Allah'ın armağanıdır. (Efesoslulara Mektup, Bap 2, 8)

Tevrat

Allah'ın Rabbin verdiği görevleri yerine getir. O'nun yollarında yürü ve Musa'nın yasasında yazıldığı gibi Allah'ın kurallarına, buyruklarına, ilkelerine ve öğütlerine uy ki, yaptığın herşeyde ve gittiğin her yerde başarılı olasın. (I.Krallar, Bap 2, 3)

Kitabın Tamamına Uymak

Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar... (Al-i İmran Suresi, 119)

Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır. (Bakara Suresi, 174)

Tevrat

Yeter ki, güçlü ve yürekli ol. Kulum Musa'nın sana buyurduğu Kutsal Yasa'nın tümünü yerine getirmeye dikkat et. Gittiğin heryerde başarılı olmak için bu yasadan ayrılma, sağa sola sapma. (Yeşu, Bap 1, 7)

 

Allah'tan Korkmak

Şüphesiz, Allah korkusu, inananların ortak ve önemli vasıflarından biridir. Kuran'da da bu korkunun nasıl olması gerektiği açıkça tarif edilmiştir. Allah'a karşı duyulan korku dünyevi korkulardan tamamen farklıdır. Müminler, Allah'a karşı içli ve derin bir saygı duyarlar, O'nun isteklerine aykırı işler yapmaktan sakınırlar, Rabbimiz'in rızasını yitirmekten ve azabına uğramaktan çekinirler. İşte müminlerin bu konudaki titizliği, Allah'a karşı duydukları saygı dolu korkunun bir göstergesidir.

Kuran'da inananlara, "Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup sakının" (Ali İmran Suresi, 102) ve "Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının" (Tegabun Suresi, 16) şeklinde emredilmiştir. Mümine düşen görev, Allah'ın yarattıkları üzerinde düşünmek, Rabbimiz'in sınırsız aklını, ilmini, sanatını, kudretini, büyüklüğünü iyice kavramaktır. Böylece Allah'a karşı duyduğu saygı dolu korku da artacaktır.

Allah'tan gereği gibi korkan bir insan, kötülüklerden ve hatalardan korunmuş ve arınmış olur, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmasını engelleyecek şeylerden uzak durur. Allah korkusunun insana akıl ve anlayış kazandırdığına dair bir sır Kuran'da şöyle belirtilmiştir:

Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

İncil'de de Hz. İsa'nın, korkulması gerekenin yalnızca Allah olduğunu bildirdiği ifade edilmektedir:

Siz dostlarıma söylüyorum, bedeni öldüren, ama ondan sonra başka bir şey yapamayanlardan korkmayın. Kimden korkmanız gerektiğini size açıklayayım: Kişiyi öldürdükten sonra cehenneme atma yetkisine sahip olan Allah'tan korkun. Evet, size söylüyorum, O'ndan korkun. (Luka, Bap 12, 4-5)

İncil'in çeşitli bölümlerinde, inananların Allah'tan korkmaları gerektiği tekrarlanmıştır:

Herkese değer verin. Kardeşlik birliğini sevin. Allah'tan korkun. Devlet yöneticisine değer verin. (Petros'un I. Mektubu, Bap 2, 17)

... Her ulusa, her soya, her dile, her halka yüksek sesle, "Allah'tan korkun, O'na yücelik verin" diyordu... (Vahiy, Bap 14, 6-7)

Tevrat'ta ise, "Rab korkusu hikmetin başlangıcıdır" denir (Mezmurlar, Bap 111, 10) ve insanın ancak Allah'tan korkmakla doğru yolu bulacağı haber verilir. Tevrat'ta Allah korkusu ile ilgili yer alan diğer bazı açıklamalar ise şu şekildedir:

Rab korkusu temizdir; ebediyen durur. Rabbin hükümleri haktır; hepsi doğrudur. (Mezmurlar, Bap 19, 9)

Rabbe korkuyla hizmet edin, Titreyerek sevinin. (Mezmurlar, Bap 2, 11)

Ne mutlu Rab'den korkana, O'nun yolunda yürüyene! (Mezmurlar, Bap 128, 1)

Herşeye egemen Rabbi kutsal sayın. Korkunuz... O'ndan olsun. (İşaya, Bap 8, 13)

Allah Sevgisi

Yeryüzündeki her güzellik hem Rabbimiz'in bir nimeti hem de O'nun sonsuz güzelliğinin bir yansımasıdır. Vicdan sahibi ve düşünen her insan, tüm bu güzelliklerin asıl sahibi olan Allah'a büyük bir coşku ve sevgi ile bağlanır. İman edenler, Allah'ı herkesten ve herşeyden daha çok severler; sevdikleri varlıkları ve güzellikleri yaratanın Allah olduğunu bilirler. Allah sevgisi, gerçek mutluluğun ve huzurun kaynağıdır. Allah'ı çok seven, Allah'tan çok korkan, O'nun kendisinden hoşnut olması için samimi bir gayret gösteren her mümin, dünyaya güzellik kazandıran hayırlı insanlardandır. Allah'ı seven, Allah'ın yarattıklarını da sever, onlara karşı şefkat ve merhamet duyar, onları korumak, onlara hayır ve güzellik getirmek ister.

Allah'ı unutarak tüm sevgilerini O'nun yarattıklarına yöneltenler, Allah'ın varlığını göz ardı ederek bir şeye tutkulu bir sevgiyle bağlananların elde ettikleri ise yalnızca acı, mutsuzluk ve huzursuzluktur. Müşrikler ile müminlerin sevgi anlayışı arasındaki derin farklılık bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür... (Bakara Suresi, 165)

Eski Ahit'te, Tesniye kitabında şöyle yazılıdır:

... Allahımız Rab, tek Rab'dir. Allah'ın Rabbi bütün kalbinle, bütün ruhunla ve bütün gücünle seveceksin. Ve sana bugün verdiğim bu emirler kalbinde olacaklardır. (Tesniye, Bap 6, 4-7)

İncil'de de aynı hüküm şu şekilde tekrarlanmıştır:

... Allah'ın Rabbi tüm yüreğinle, tüm canınla, tüm anlayışınla seveceksin. (Matta, Bap 22, 37)
Allah'a Şirk Koşmamak

(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur." (Ankebut Suresi, 25)

Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, yücedir. (Kasas Suresi, 68)

Allah'tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size icabet etsinler. (Araf Suresi, 194)

İncil

Onlar Allah ile ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan'ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Allah sonsuza dek övülmeye layıktır... (Pavlus'un Romalılara Mektubu, Bap 1, 25)

Tevrat

Siz ise Beni bıraktınız ve başka ilahlara kulluk ettiniz... (Hakimler Bap 10, 13-14)

İsrailliler Rabbin gözünde kötü olanı yaptılar, Baallara taptılar... Çünkü Rabbi terk edip Baala ve Aştoretlere taptılar. (Hakimler, Bap 2, 11-13)

Dünya Hayatının Geçiciliği

İnkarcılar ile inananların dünya hayatına bakış açıları tamamen farklıdır. İnkarcılar dünya nimetlerinden olabildiğince faydalanmayı hayatlarının başlıca gayesi olarak görürler. Oysa insan dünyaya ait olan herşeyi ölümüyle birlikte geride bırakacaktır. Bir insanın dünya hayatında sahip olduğu herşey geçicidir. Bunun bilincinde olan inananlar günlük yaşamları içinde dünya nimetlerinden istifade ederler; ancak bunları amaç olarak görmezler; sahip oldukları herşeyi Allah'a şükretmek ve O'nun rızasını kazanmak için birer araç olarak değerlendirirler. İnananlar, gösterişli arabaların, göz alıcı evlerin, etkileyici bahçelerin, değerli mücevherlerin, güzel insanların, kısacası sayısız dünya nimetinin geçici olduğunun farkındadırlar. Bunların asıllarının sonsuz olarak cennette yer aldığının bilincindedirler.

Allah, insanlara dünyanın geçici süslerine aldanmamalarını, dünyevi hırs ve tutkuların esiri olmamalarını bildirmiştir. Kuran'da dünya hayatının gerçeği ve geçiciliği şöyle bildirilmiştir:

Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)

İncil'in Markos bölümünde ise dünyevi kaygıların, sadece dünyaya yönelik isteklerin ve maddi zenginliğin insanları Allah'ın yolundan alıkoyduğu şu benzetmeyle anlatılır:

Yine bazıları dikenler arasında ekilen tohumlara benzerler. Bunlar sözü işitirler, ama dünyasal kaygılar, zenginliğin aldatıcılığı ve daha başka hevesler araya girip sözü boğar ve ürün vermesini engeller. İyi toprağa ekilenler ise, sözü işiten, onu benimseyen, kimi otuz, kimi altmış, kimi de yüz kat ürün veren kişilerdir. (Markos, Bap 4, 18-20)

İncil'de inananlara, dünya hayatının geçici zevklerine dalmamaları, dünya tutkusunun insanlarda kalp katılaşmasına neden olduğu bildirilir. İncil'in çeşitli bölümlerinde, dünyanın geçiciliği ve dünyaya bağlanmanın son derece büyük bir hata olduğu şöyle dile getirilir:

Kendinize dikkat edin. Zevk-sefayla, sarhoşlukla, yaşamın kaygılarıyla yürekleriniz katılaşmasın. Ve o gün size bir tuzak gibi ansızın gelmesin. Çünkü bu, yeryüzünde oturanların tümüne gelecektir. Hep uyanık olun, dua edin... (Luka, Bap 21, 34-36)

Dünya ve dünyasal tutkular geçer, ama Allah'ın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar. (Yuhanna'nın I. Mektubu, Bap 2, 17)

... Çünkü dünyanın şimdiki hali geçicidir. (Korintoslulara I. Mektup, Bap 7, 31)

Tevrat'ta ise, dünya hayatının geçici olduğu, mal tutkusunun ve ahiretten tamamen yüz çevirip dünyaya bağlanmanın insanlar için büyük bir hata olduğu ve inananların bu aldanışa kapılmamaları gerektiği şu şekilde anlatılmaktadır.

Gümüşü seven gümüşe ve bolluğu seven mahsule doymaz; bu da boş. Mal çoğalınca onu yiyenler de çoğalır, ve gözler ile onları görmekten başka sahibi için ne faide var? (Vaiz, Bap 5,10-11)

Senin önünde garibiz atalarımız gibi. Yeryüzündeki günlerimiz bir gölge gibidir, kalıcı değildir. (I. Tarihler, Bap 29, 15)

Rabbin gazap gününde gümüşleri de altınları da onları kurtaramayacak... (Tsefanya, Bap 1, 18)

 

Peygamberlere İman

Allah, insanlara her dönemde onlara doğruyu ve yanlışı gösterecek, Kendisi'nin razı olduğu ahlakı öğretecek elçiler göndermiştir. Bu elçiler insanları Allah'a iman etmeye çağırmış, onlara Allah'ın dinini tebliğ etmişlerdir. Hz. İbrahim, Hz. Süleyman, Hz. Davud, Hz. Lut, Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Nuh, Hz. Yusuf, Hz. İsmail, Hz. İshak gibi bazı peygamberlerin ve elçilerin hayatları Kuran'da anlatılmaktadır. Rabbimiz ayetinde, peygamber kıssalarında inananlar için hikmetler olduğunu bildirmiştir. (Yusuf Suresi, 111) Peygamberler Allah'ın seçtiği, müjdeci ve uyarıcılar olarak gönderdiği, üstün ahlakları ve imanları ile tüm insanlara örnek olan çok mübarek insanlardır. Müslümanlar peygamberlerin hepsine iman ederler ve hiçbir ayırım yapmadan hepsine derin bir sevgi ve saygı duyarlar. Müslümanların peygamberlere imanı ve itaati ayette şu şekilde buyurulmaktadır:

Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, müminler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler. (Bakara Suresi, 285)

Peygamberlere iman, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin de temel esaslarındandır. Tevrat'ta Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. Şuayb, Hz. Yakup, Hz. Yusuf ve diğer pek çok peygamberin hayatı –her ne kadar bir kısmı tahrif olmuş olsa da- detaylı olarak anlatılmaktadır. İncil'de ise gönderilmiş olan elçilere itaatin önemi farklı açıklamalarla vurgulanmıştır. İncil'de yer alan "Allah tarafından onaylanan iş, O'nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir" (Yuhanna, Bap 6, 29) açıklaması bunun örneklerinden biridir. İncil'de bulunan bir başka açıklamada ise, inananların elçileri kendilerine örnek almalarını ve onların ahlakına benzer bir ahlaka sahip olup, onların tavırlarına benzeyen tavırlarda bulunmaları şu şekilde bildirilmiştir:

Size bir örnek gösterdim; yaptığımın aynısını siz de birbirinize yapasınız diye. (Yuhanna, Bap 13, 15)

İnsanların Gönderilen Peygamberleri Kıskanmaları

"Zikir (Kur'an), içimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır. (Sad Suresi, 8)

Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 247)

... "Bu Kur'an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?" (Zuhruf Suresi, 31)

İncil

Sept günü olunca İsa havrada ders vermeye başladı. Söylediklerini işiten birçok kişi şaşıp kaldı. "Bu adam bunları nereden öğrendi?" diye soruyorlardı. "Kendisine verilen bu bilgelik nedir? Nasıl böyle mucizeler yapabiliyor? Meryem'in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun'un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?" Ve gücenip O'nu reddettiler. (Markos, Bap 6, 2-3)

 

Peygamberlere Atılan Cinlenmişlik İftirası

İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir. Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)

İncil

Yakınları bunu duyunca, "Aklını kaçırmış" diyerek O'nu almaya geldiler. Kudüs'ten gelen din bilginleri ise, "Beelzebub onun içine girmiş" ve "Cinleri, cinlerin reisinin gücüyle kovuyor" diyorlardı. (Markos, Bap 3, 21-22)

Peygamberler Hevadan Konuşmazlar

Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı. O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Necm Suresi, 2-5)

İncil

Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır. (Yuhanna, Bap 5, 30)

Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılarda bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insanın isteğinden kaynaklanmadı. (Petrus'un İkinci Mektubu, Bap 1, 20-21)

Tevrat

Ve Rab bana dedi: ... 0nlar için kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emredeceğim herşeyi onlara söyleyecek. (Tesniye Bap 18, 17-18)


Cennet ve Cehenneme İman

Allah'ın indirdiği hak dini insanlara tebliğ eden peygamberler, insanları cennetteki nimetlerle müjdelemiş, cehennem azabına karşı uyarmışlardır. Dünya hayatında Allah'ın emirlerine uyanlar, O'nun rızasını kazanmaya yönelik işler yapanlar ahirette cennet ile ödüllendirileceklerdir. Allah'ın dinine çağrıldıkları ve doğru yolu gördükleri halde inkar edenleri ise cehennemde sonsuz ve dehşetli bir azap beklemektedir.

Kuran'da, inananları nimetlerle dolu, sonsuz, mutluluk ve esenlik yurdu olan cennetin; inkarcıları ise benzeri görülmedik azap ve sıkıntılarla dolu olan ebedi cehennem hayatının beklediği şöyle haber verilmiştir:

İman edip salih amellerde bulunanlar, Biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek olan vaadidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? (Nisa Suresi, 122)

İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet" dediler. Ancak azap kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. (Zümer Suresi, 71)

Yaşamları boyunca Allah'ın emirlerine uyan, Rabbimiz'in rızasını kazanmak için gayret eden iman sahibi kimseler, Allah'ın izni ile, cennette en görkemli evler, en estetik kıyafetler, en güzel mücevherler, en güzel yiyecekler, en nefis içecekler ile ödüllendirilecekler, sevdikleri insanlarla ve dostlarıyla birlikte huzur ve güven içinde sonsuz bir yaşam süreceklerdir. Kendilerini yaratan ve sayısız nimet veren Allah'a isyan ve nankörlük edenler ise kuşkusuz en büyük suçu işlemişler, bu nedenle cehennem cezasını hak etmişlerdir. Kuran'da cehennemdeki azabın dünyada hiç benzeri olmayan son derece büyük, acılı ve şiddetli bir azap olduğu bildirilmiştir. Cehennemdeki hafifletilmeyen ve sürekli olan fiziksel ve manevi azap, dar, karanlık, dumanlı ortamlar, iğrenç yiyecek ve içecekler, acıyla inlemeler, yakıcı ve kavurucu sıcaklık, zincirler, demirden kamçılar, kaynar su ve diğer cezalar ayetlerde detaylı olarak tasvir edilmiştir. Kuran'da cehennemdekilerin suçlarını itiraf etmeleri, hor ve aşağılık kılınmaları, pişmanlık duymaları, dünyaya geri dönmek istemeleri, yok olmayı istemeleri de bildirilmiştir. Cehennemde olanlar yardım için yalvaracaklar ancak onlara yardım edilmeyecek, azaplarının hafifletilmesini isteyecekler ancak bu istekleri karşılık bulmayacaktır.

İyilerle kötülerin Allah katında bir olmadıkları ve herkesin yaptıkları ile karşılık göreceği Tevrat ve İncil'de de yer alan gerçeklerdir. İyiler ile kötülerin ayrılmaları İncil'de şöyle bir örnekle anlatılmıştır:

Yine göklerin hükümranlığı, denize atılan ve her türlü avı bir araya toplayan balıkçı ağına benzer. İyice dolduğunda onu kıyıya çekerler, oturup işe yarayanları kaplara toplarlar, yaramayanları ise dışarı atarlar. Çağın sonunda durum bu olacak. Melekler çıkıp kötüleri doğrular arasından ayıracak ve yanan ocağa atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak. (Matta, Bap 13, 47-50)

İncil'de, doğruların, "sonsuz yaşama" (Matta, Bap 25, 46); kötülerin İblis ile beraber "sonsuz ateşe" (Matta, Bap 25, 41), "sonsuz cezaya" (Matta, Bap 25, 46) gönderilecekleri belirtilmiştir. "Cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız?" (Matta, Bap 23, 33) ve "Öldürdükten sonra cehenneme atmaya yetkisi olandan korkun" (Luka, Bap 12, 5) gibi açıklamalarla cehennem azabı hatırlatılmıştır. Cehennemdekilerin yaşadığı azap, içine düştükleri çaresizlik ve duydukları pişmanlık, İncil'deki bir yerde şöyle tasvir edilmiştir:

Günlerden bir gün yoksul adam (Lazaros) öldü... Varlıklı adam da öldü ve gömüldü... 'Bana acı. Lazaros'u gönder de parmağının ucunu suya batırsın, dilimi serinletsin. Çünkü bu alevin ortasında acıyla kıvranıyorum.' Ama İbrahim şu yanıtı verdi: 'Ey oğul, yaşamında iyi şeylerle gönenç bulduğunu, Lazaros'un ise türlü kötülükler çektiğini anımsa. Ama şimdi o avutuluyor, sense acıyla kıvranıyorsun. Üstelik, bizimle sizin aranızda koca bir boşluk saptanmıştır. Öyle ki, buradan oraya geçmek isteyenler bunu başaramasın; oradan da hiç kimse bizim bulunduğumuz yere geçemesin.' (Luka, Bap 22, 31)

Tevrat'ta ise iyilik yapan kişilerin iyilikle karşılık bulacağı, kötülük yapanların da bu kötülükler karşılığında cezalandırılacakları ifade edilmektedir:

Doğru kişiye iyilik göreceğini söyleyin. Çünkü iyiliklerinin meyvesini yiyecek. Vay kötülerin haline! Kötülük görecek, yaptıklarının karşılığını alacaklar. (İşaya, Bap 3, 10-11)

... Dinsizleri titreme aldı: "Herşeyi yiyip bitiren ateşin yanında hangimiz oturabilir? Sonsuza dek sönmeyecek alevin yanında hangimiz yaşayabilir?" diye soruyorlar. (İşaya, Bap 33, 14)

 

Yeniden Dirilişe İman

Allah tüm insanları ölümlerinden sonra yeniden diriltecek ve dünya hayatında işledikleriyle hesaba çekecektir. Bu gerçek, tarih boyunca gönderilmiş tüm peygamberler tarafından insanlara bildirilmiştir. Rabbimiz'in indirdiği hak dini tebliğ eden peygamberler, insanları yeniden dirilecekleri güne karşı uyarmışlar ve onlara, o gün için ciddi bir hazırlıkta bulunmaları gerektiğini haber vermişlerdir. Samimi olarak iman eden her insan, Allah'ın ölümden sonra kendisini dirilteceğinin şuuruyla hareket eder. Buna karşın bazı insanlar ölümden sonra yeniden dirilişi inkar etmişlerdir. Ahiret gününde yeniden dirileceklerinden kuşku duyanların veya bu gerçeği yalanlayanların durumu Kuran'da şu şekilde bildirilmiştir:

Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." (Yasin Suresi, 78-79)

Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten herşeye güç yetirendir. (Hac Suresi, 5-6)

Elbette herşeye güç yetiren Allah için tüm insanların diriltilmesi çok kolaydır. İnsanı hiçbir şey değilken yoktan yaratan, ölü gibi görünen kupkuru toprağı dilediği şekilde canlandıran Allah'tır; zamanı gelince insanları da yeniden diriltecek olan O'dur. İncil'in çeşitli bölümlerinde, ölümden sonra diriliş olmadığını söyleyenlere Hz. İsa'nın tebliği hakkında bilgi verilmiştir. Bunlardan birinde şöyle söylenmektedir:

Buna şaşmayın. Tüm mezarda yatanların O'nun sesini işiteceği vakit geliyor... İyilik yapanlar yaşamak için, kötülük yapanlarsa yargılanmak için dirilecekler. (Yuhanna, Bap 5, 28-29)

Hesap Gününe İman

Ahirete ve hesap gününe iman, İslamiyet'in temel esaslarından biridir. Tüm insanlar, dünya hayatında geçirdikleri her anın hesabını vermek üzere yeniden diriltileceklerdir. Hesap gününde her insan yapayalnız, tek başına hesap verecek, hiç kimse bir başkasının günahını yüklenemeyecek veya ona yardım edemeyecektir. O günde, iman edenler ve iyilik yapanlar için kolay bir hesap olacaktır. İnkar edip kötülüklerde bulunanlar içinse, hiç şüphesiz hesap günü çok zorlu bir gündür.

Allah, Kuran'da hesap gününün nasıl bir gün olduğunu detaylarıyla bildirmiştir. Hiçbir şeyin saklı ve gizli kalmayacağı hesap gününde, zerre kadar bile olsa, herkesin iyilikleri ve kötülükleri hassas terazilerde tartılacaktır. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz. (Enbiya Suresi, 47)

O gün inkarcıların işitme ve görme duyuları, derileri kendileri aleyhinde şahitlik edecektir:

Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. (Fussilet Suresi, 20)

İnsanlar dünyada yaptıkları için Allah Katında hesap verirlerken, peygamberler ve şahitler de bulunacaklardır. Sonsuz adalet sahibi olan Allah, her insan hakkında hüküm verecektir:

Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahitler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar. Her bir nefse yaptığının tam karşılığı verildi. O, onların işlediklerini daha iyi bilendir. (Zümer Suresi, 69-70)

Ahiret günü verilecek hesap hakkındaki bazı İncil ifadeleri ise şöyledir:

Allah'ın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Allah'ın gözleri önünde herşey çıplak ve açıktır. (İbranilere Mektup, Bap 4, 13)

Allah, herkese, yaptıklarının karşılığını verecektir. Durmadan iyilik ederek yücelik, saygınlık ve ölümsüzlüğü arayanlara sonsuz yaşamı verecek. Ama bencil olanların, gerçeğe uymayıp haksızlığın peşinden gidenlerin üzerine gazap ve öfke yağdıracak. (Romalılara Mektup, Bap 2, 6-8)

Tevrat'ta yer alan açıklamalarda da, hesap gününün varlığı ve Allah'ın insanları işledikleriye hesaba çekeceği bildirilmektedir. Bu açıklamalardan biri şu şekildedir:

Çünkü bütün milletler için Rabbin günü yakındır; sen nasıl ettinse, sana öyle edilecek; işlediğinin karşılığı kendi başına dönecek. (Obadya, Bap 1, 15)


Kıyamet Günü

"Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar. Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,' Ay karardığı, Güneş ve Ay birleştirildiği zaman; insan o gün: "Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok. (Kıyamet Suresi, 6-11)

Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman, gök yarıldığı zaman. Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman, ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman. (Mürselat Suresi, 8-11)

Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir... (Taha Suresi, 15)

Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir." Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler." (Araf Suresi, 187)

Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün; dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak. (Böyle bir günde) hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz. (Mearic Suresi, 8-10)

Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman. (Rahman Suresi, 37)

İncil

Ama o günlerde, o sıkıntıdan sonra, Güneş kararacak, Ay ışığını vermez olacak, yıldızlar gökten düşecek ve göksel güçler sarsılacak. (Markos, Bap13, 24-25)

O güne ve saate ilişkin hiç kimsenin bilgisi yoktur... Dikkat edin, uyanık durun, dua edin. Çünkü o anın ne zaman geleceğini bilemezsiniz. (Markos, Bap 13, 32-33)

Kendinize dikkat edin! Yürekleriniz sefahat, sarhoşluk ve bu yaşamın kaygılarıyla ağırlaşmasın. O gün, üzerinize bir tuzak gibi aniden inmesin. Çünkü o gün bütün yeryüzünde yaşayan herkesin üzerine gelecektir. (Luka, Bap 21, 34-35)

... O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan herşey yanıp bitecek... O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyecektir. (Petrus'un İkinci Mektubu, Bap 3,10-12)

Tevrat

Rabbin günü yakındır. Güneş ile Ay kararıyor ve yıldızlar ışıklarını gizliyorlar... (Yoel, Bap 3, 14-16)

... Rabbin günü yakındır, herşeye Kadir olan tarafından bir yıkım gibi geliyor. Bundan ötürü bütün eller gevşeyecek ve her insan yüreği eriyecek ve şaşıracaklar. Onları ağrılar ve elemler tutacak; doğuran kadın gibi ağrı çekecekler; şaşkın şaşkın birbirlerine bakacaklar; yüzleri alev yüzü. Memleketi çöl etmek için ve onun içinden suçlu olanlarını helak etmek için. İşte, Rabbin günü, acımayan gün, gazapla ve kızgın öfke ile geliyor. Çünkü göklerin yıldızları, ve onların yıldız kümeleri ışıklarını vermeyecekler, Güneş doğunca kararacak ve Ay parlak ışığını vermeyecek. (İşaya, Bap 13, 6-10)

Rabbin büyük günü yakındır, yakındır ve çok çabuk geliyor... O gün gazap günüdür, sıkıntı ve darlık günü, harabiyet ve viranlık günü, karanlık ve karaltı günü, bulutlar ve koyu karanlık günü. (Tsefanya, Bap 1, 14-15)

 

İnsanın İmtihanı

"... Hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur..." (Hud Suresi, 7) ayetinde buyrulduğu gibi dünyanın yaratılış amaçlarından biri, insanların denenmesidir. Aslında her insan ömrü boyunca bir imtihan içindedir ve ölümüyle birlikte sona erecek bu imtihanın ardından, ya güzellikle ödüllendirilecek ya da azapla cezalandırılacaktır.

İnsanın karşısına çıkan sıkıntıların, zorlukların, musibetlerin her biri aslında birer imtihan vesilesidir. Zorluklar karşısında Allah'a güvenip dayanarak güzel bir sabır gösterenler, Allah'ın istediği şekilde davranmış olurlar. İnsanlar mallar, evlatlar, güzellik, sağlık gibi Allah'ın nimetleriyle de sınanırlar. Böyle bir durumda insanın yapması gereken, kendi bencil istekleri doğrultusunda değil, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaya yönelik hareket etmektir.

İnsanın inandığını ve iman ettiğini dile getirmesinin tek başına yeterli olmadığı, mutlaka deneneceği bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? (Ankebut Suresi, 2)

Bununla birlikte Kuran'da zorluklar karşısında sabır gösterenler müjdelenirler. Bu gerçeğe bir ayette şöyle dikkat çekilir:

Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

İncil'de denenmelerin sevindirici olduğu ve kişinin kamil imanı kazanmasına uygun ortam oluşturduğu şöyle belirtilir:

Kardeşlerim, çeşitli denenmelerle karşılaştığınızda kendinizi çok sevinçli sayasınız. Biliyorsunuz ki, imanınızın sınanması katlanış (dayanma gücü) oluşturur. Bu katlanış yetkin sonucunu göstersin. Öyle ki hem yetkin olasınız hem de bütünlüğe eresiniz. Hiçbir konuda eksiğiniz kalmasın. (Yakup'un Mektubu, Bap 1, 2-4)

 

Her İş Ancak Allah Dilerse Gerçekleşir

İnsanın planladığı işler ancak Allah dilediği takdirde gerçekleşir. İman edenler Rabbimiz dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerinin bilincindedirler. Tavırlarında ve konuşmalarında da bu gerçeğin şuurunda oldukları açıkça görülür. Allah iman edenlere, hiçbir konu hakkında kesin konuşmamalarını, bunu ancak Allah dilerse yapabileceklerini belirtmelerini bildirmiştir. Ayette şu şekilde buyurulmaktadır:

Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de). (Kehf Suresi, 23-24)

İnsanın geleceğe yönelik tasarılarında bu gerçeği göz önünde bulundurması gerektiği İncil'de de yer almaktadır:

Dinleyin şimdi, "Bugün ya da yarın filan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacağız ve para kazanacağız" diyen sizler, yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Yaşamınız nedir ki? Kısa bir süre görünen ve sonra kaybolan bir buğu gibisiniz. Bunun yerine, "Rab dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız" demelisiniz. (Yakup'un Mektubu, Bap 4, 13-15)

 

GERİ


Ana Sayfa | Gelin Birlik Olalım | Ortak İnanç Esasları | Ortak Değerler | Barışa Davet | İslam'da Kitap Ehli | Ortak Fikri Mücadele
Radikalizm Tehlikesine Karşı Ortak Mücadele | İslam Tarihinde Müslümanlar ve Kitap Ehli | İslam'ı Yeni Öğrenenler İçin
Hazreti İbrahim ve Hazreti Lut | Hazreti Yusuf | Hazreti Musa | Hz.Süleyman | Hazreti Meryem | Hazreti İsa Ölmedi
Hz. İsa Allah'ın Oğlu Değildir Allah'ın Peygamberidir| Hazreti İsa Gelecek | Hazreti Muhammed
Yazar Hakkında | Bize Ulaşın | Diğer Siteler

Bu sitede yayınlanan tüm yazılar, Harun Yahya'nın kitap ve makalelerinden derlenmiştir.